Layer 2

E-Bülten

Yazarlar

Para Aklamayı Önleme Sisteminin Ters Etkileri

Kara para aklamayı önleme sistemleri gerçekten de suçu engelliyor mu? Bunun için mahremiyet ve adaletten vaz geçmeli miyiz?

1 Eylül 2022 11:28

Güncellenme: 3 Eylül 2022 14:08

David Z. Morris

David Z. Morris, CoinDesk'in Baş Insights Köşe Yazarıdır. Fortune, Slate ve Aeon için 2013'ten beri kripto hakkında yazıyor. Bitcoin'in sosyal dinamiklerine bir giriş olan "Bitcoin Sihirlidir" kitabının yazarıdır. O, Iowa Üniversitesi'nden Medya Çalışmaları alanında doktora derecesine sahip eski bir akademik teknoloji sosyoloğudur.

Twitter'da Takip Et:

@david-morris

Buzzfeed News ve bir dizi araştırmacı gazeteciden oluşan bir grup, Eylül 2022’de uluslararası finans ve hukuk dünyasının gündemine bomba gibi düşen bir habere imza attılar. ABD Hazine Bakanlığı bünyesindeki Finansal Suçları Önleme Ağı (FinCEN) hakkında sızan bazı belgelere göre kurum, engelleme ve icra noktasında bazı yetersiz uygulamalara imza atıyordu. Kötü niyetli ve suça dönük finansal işlemleri incelemekle sorumlu olan kuruma bankalar bir işlemler ilgili ihbarda bulunduklarında genelde çok bir şey yapılmıyordu.


Bu en azından üç noktada hatalı bir yaklaşım. Birincisi ve en açık olanı, bankalar tarafından FinCEN’e şüpheli işlem (SAR) olarak bildirilen aktiviteler tamamen durdurulmuyordu. İkincisi bankalar işlemleri bildirdiklerinde hukuki sorumluluktan kurtuluyorlardı. Ancak şüpheli işlemleri almaya ve bunlardan komisyon kazanmaya da devam ediyorlardı.


Bu tür absürt yaklaşımlar nedeniyle HSBC halihazırda yasaklanmış WMC777 ponzi yapısına para gönderebiliyor, Standart Chartered ve Deutsche Bank dolaylı yoldan Taliban’a giden işlemler yapabiliyor ama bir yandan da bu işlemleri şüpheli olarak ihbar ediyorlardı. O günlere Buzzfeed’in de söylediği gibi “kanunlar sanki suçu durdurmayı değil gerçekleştirmeyi teşvik ediyordu.”


Bu iki olaydan daha az dikkat çeken bir üçüncü konu FinCEN’in SAR sisteminin başarısızlığıydı: Sistem yanlış bir şey yapmayan bankacılık müşterilerinin mahremiyetini ve güvenliğini riske atıyordu. Eski FBI özel ajanı Michael German o günlerde Buzzfeed’e yaptığı değerlendirmede FinCEN şüpheli işlem bildirimlerini istihbaratla elde edilmiş devasa veri kümelerine benzetiyordu. 


FinCEN ile ilgisi sızan belgelerin büyük bir kısmı ABD Kongresi’nin 2016 tarihli Rusya’nın başkanlık seçimlerine müdahalesi soruşturması kapsamında istenen verilerden oluşuyordu. Bu belgeler arasında hiçbir suçu olmayan müşterilere dair de bir ton veri vardı ve Buzzfeed dikkatlice bu verileri gizleyerek yayın yaptı. Eğer bu veri daha az sorumluluk sahibi ellere düşseydi çok daha kötü sonuçlar olabilirdi.


FinCEN dosyalarına bütünsel bakıldığında SAR sisteminin bir tiyatrodan öteye gitmediği ve büyük paralar harcanan bu sistemin verimsiz kaldığı görülüyor.


Liberal eğilimli bir düşünce kuruluşu olan American Enterprise Institute’dan kıdemli uzman Jim Harper, “Gerçekçi bir tahmin yaparsak finansal istihbarat operasyonu ABD’ye yılda on milyarlarca dolara mal oluyor” diyor.


Bu para harcanıyor, bankalar şüpheli işlemleri bildirir gibi yaparken devlet de sanki bunları engeller bir role bürünüyor. Tüm bu süreçte günahı olmayan müşterilerin mahremiyeti yok sayılıyor, banklar ile şirketler arasındaki ilişki bulanıklaşıyor. Öbür taraftan uyuşturucu baronları ve oligarklar işlerini tıkır tıkır yürütüyor. 


Tüm bu sistem bir suç önleme mekanizmasındansa herkesin suçtan kaçındığı ve bürokratik izlemenin zirve yaptığı bir noktaya geliş durumda. 


Riskten kaçınmanın getirdiği büyük risk

 

Teoride, kara para aklamayı önleme (AML) tedbirlerinin amacı bir kriminal aktivite ile elde edilen veya kötü niyetli aktörlerin fonlanması için kullanılan kaynakların küresel hareketlerini belirlemek ve durdurmaktır. Ulvi hedef kötü kişilerin para kaynaklarını keserek iyi insanların daha mutlu ve güvende olmasını sağlamaktır. Bu çabalar kripto para dünyasına da uzanır. Tam da bu nedenle Coinbase veya Binance gibi bir borsada işleme yapmak için kişisel kimliğinizi doğrulamanız istenir.


Bu gereklilikler istihbaratın yoğun olarak kullanıldığı mevcut AML sistemindeki önemli bir ödünleşimi işaret eder. Müşteri tanımlama (KYC) verileri de SAR verilerine benzer bir yapıdadır ama onlardan çok daha büyük hacimlerdedir ve en az onlar kadar bir güvenlik riski doğururlar. Örneğin 2021’in başında MobiKwik’in KYC verileri çalınmıştı. 


Ancak mevcut durumdaki AML yapısının çok daha derin ve sistematik maliyetleri de söz konusudur. Ve bu maliyet genelde gariban ve güçsüz sıradan insanların omuzlarına yüklenir.


Jim Harper, “Bankacılık maliyetlerini yükseltir. Bazı insanlar bu istihbarat ve izleme maliyetleri nedeniyle bankacılık sistemine dahil olamaz hale gelirler” diyor. AML gereklilikleri bu duruma dair tek neden olmasa da rolü inkâr edilmez. Lisa Servon, The Unbanking of America adlı kitabında son yıllarda ABD’de bankacılık maliyetlerinin artışına ve müşteri sayısının azalmasına dikkat çekiyor. 


Diğer önemli bir sıkıntı noktası da bu tür uygulamaların küresel ticaret ve gelişmekte olan ülkeler üzerindeki sınırlayıcı etkisidir. 11 Eylül saldırılarının ve 2008 finansal krizinin ardından getirilen sıkı yasak rejimleri ve yüksek cezalar riskten kaçınma adı altında birçok ticari ilişkisinin kopmasına neden oldu. Buradaki esas suçlu FATF tarafından oluşturulan kara listeler. Bu listelerin sayısı ve etkileri son yıllarda önemli ölçüde arttı.


Brookings Enstitüsü’nde ve Dünya Bankası’nda çalışan küresel kalkınma uzmanı Matt Collins, “Uluslararası muhabir bankacılık ilişkilerinde gözle görülür bir daralma söz konusu” diyor. Gelişmekte olan ülkelerdeki bankalar için belli başlı ekonomilere olan bankacılık bağlarının kopması yerel ekonomiye ciddi olumsuzluklar getirir, ihracat gibi alanların zora girmesine neden olur. 


Collins, “Bu kurallar genelde geçmişe doğru da yürütülür” diyor. Diğer bir deyişle sisteme dair daha az kaynağı ve etkisi olan ülkelerin veya bankaların göreceği zarar daha fazla olacaktır. “Buna dahil olan herkes temize çıksa dahi bu süreç oldukça sıkıntılıdır.” 


Şüpheli işlem bildirimlerinin FinCEN kapsamında çok da anlam ifade etmemesine benzer şekilde riskten kaçınma aksiyonları da suçu önlemektense günah savmak mahiyetinde kullanılır hale geldi. 


Collins, “Düzenleyiciler, her ülkede benzer kural setlerinin oluştuğundan emin olmalılar. Bir ekonomist olarak kanun dışı finansal işler yapan ülkelere müsaade edilmemişi gerektiğine inanıyorum. Peki bu paralar sonunda hangi ülkelere gidiyor? İyi standartlara sahip ülkelere…” Collins özellikle de ABD’yi vurguluyor zira ABD aklanan paraların gittiği en popüler destinasyon. 


Collins, “Ama bu ülkeler FATF kara listesine alınmıyor. Bu listede küçük Afrika ülkeleri var” diyor. 


Para aklamayı önleme sistemi işe yarıyor mu? 

 

Bu riskler ve engeller kriminal aktivitelerin engellenmesi sürecinde birer ödünleşim gibi algılanabilir. Ancak şok edici gerçek şu ki bunların karşılığında tam olarak ne elde ettiğimizi bilemiyoruz.


Matt Collins, “Kara para aklama ve vergi kaçırma konusunda sert tedbirler almanın mantığı bu alandaki faaliyetleri engellemek ve caydırıcı olmaktır. Ancak tüm bu çabaların ne kadar değişim oluşturduğu tam anlamıyla test edilmemiş” diyor. 


Diğer bir deyişle, sert para aklamayı önleme tedbirlerinin uyuşturucu ticaretini veya herhangi bir önemli suçu ciddi biçimde azalttığına dair çok az delil var. Collins, AML kurallarını sıkı sıkıya uygulamanın suçu azalttığını gösteren tek bir ekonomik çalışma görmediğini belirtiyor. (Collins böyle bir çalışmayı yapmanın kolay olmadığını da itiraf ediyor.) 


Söz konusu çabaların net sonuç vermediğine dair güzel örneklerden biri de FinCEN’in konut alanındaki Coğrafi Hedefleme Sistemi. Bu sistem mesken konut hükmündeki gayrimenkullere dair her türlü parasal işlemin satışı yapan tarafça belirlenmesi ve bildirilmesine dayanır. Bu önemlidir zira gayrimenkul alanı para aklama, vergi kaçırma veya sermaye kaçırma gibi konularda yoğun kullanılır. 


Collins, “Şeffaflık arttıktan sonra bu tür suç uygulamaların azalmasını umarsınız. Ama elimizde buna dair net bir delil yok” diyor. 


Elbette ki olumlu gelişmeler de var. Collins’e göre eski tür suçlarda çok bir etkisi olmasa da daha önce vergi cenneti olarak bilinen ülkelerde şeffaflığın artması vergi kaçakçılığının küresel ölçekte azalmasına neden oldu. “Vergi cennetlerine giden parada önemli azalış var. Yani insanlar bu önlemlere uyuyor.”


En fazla teklif verenin parası aklanırsa?

 

Tüm bunlara karşın zengin ve tuzu kuru olanların düzeni devam ediyor. Vergiden kaçınma daha zorlaşsa da para aklama konusunda parayı veren düdüğü çalabiliyor. 


Zengin ve güçlü odakların sistem üzerindeki etkileri bazen gözle görülmez ve dolaylı olabiliyor. Örneğin Collins, mevcut kara para aklamayı önleme çabalarının sonuçlarının yetersiz kalmasında devletlerin ve bankaların bu politikaları yeterince güçlü hayata geçirememesinin rolünün büyük olduğunu düşünüyor. 


Çeşitli kamu otoritelerine bankalar ve emlak ofisleri tarafından yapılan bildirimlerin önemli kısmının basit hatalar veya uygunsuzluklar olduğunu düşünen Collins, “FinCEN ve diğer kurumların bu bilgilerin doğruluğunu onaylama imkânı yok gibi. “Bazı bildirimlerde söz konusu şirketin Hazret-i İsa tarafından kurulduğu gibi eşek şakalarından daha öte bir suç unsuru yok” diyor Collins. 


ABD’de finansal kurumların yeterince bütçe alamaması sorunu kronik bir durum ve büyük para sahipleri bundan faydalanıyor. IRS; Biden yönetiminin kısa süre önce yaptığı para desteğinden önce uzun yıllar boyunca bütçesinin yetersizliğinden şikâyet ediyordu. Kurumların kaynakları yeteriz olunca özellikle karmaşık parasal işlemler yapma becerisine sahip zengin yapıların denetimi de aksıyor. Benzer şekilde gayrimenkul kayıt sisteminin kapsamını genişleten bir düzenleme ABD Kongresi’nin projeye yeterince fon sağlayamaması nedeniyle öngörülen tarihte yürürlüğe giremedi.


Olaya çok şüpheci bir gözle bakan biri bu yetersiz fonlamalar nedeniyle sistemde yaşanan gecikmelerden ve yetersizliklerden kimlerin çıkar elde ettiğini görebilir. ABD’deki kanun yapıcılar hâlâ büyük şirketlerden ve zengin bireylerden gelen kaynaklara muhtaç bir yapıda. Trump yönetimindeki ticaret bakanı Wilbur Ross gibi bazı hükümet yetkilileri finansal bilgilerin sızması nedeniyle doğrudan zarar gördüler. 


Zengin olanın daha başka avantajları da olur. Collins, son yapılan araştırmalarda AML uygulamalarının muhabir banka ilişkilerine zararlı etkisinin azaldığının görüldüğünü vurguluyor ancak AML’e uyum maliyetlerini artışta olduğunu söylüyor. 


Paranın önemli olduğu bir diğer nokta da bankaların müşterilerine dair yaklaşımları. Collins, “bankaya milyonlarca dolar getirebilecek bir Rus oligark söz konusu olduğunda bazı şeylerin görmezden gelinme riski daha yüksektir. Bir KOBİ söz konusu olduğunda kafanızı o kadar kolay başka yöne çeviremezsiniz” diyor. 


Bunu düzeltebilir miyiz?

 

Birçok noktadan bu yeni bir haber değil. Finansal mahremiyete dair birçok konu parası pulu olanları daha fakir olanlara kıyasla daha az etkilemiştir. Ancak AML sayesinde kârlılık ve zenginlik çok daha önemli bir faktör haline geldi zira söz konusu suçların işlendiği an alan olan küresel sistemlere bu yapıların erişimi daha fazla. 


Tüm bunları düzeltmek için politik anlamda önemli adımlar atmak gerekli. Daha önce de söylediğimiz gibi kanun yapıcıları destekleyen varlıklı kesimler AML sisteminin daha etkin hale getirilmesini istemeyebilirler. Diğer yandan kanunu etkin biçimde uygular gibi görünmek isteyen bankalar ve kurumlar ise haksız biçimde daha az güçlü olanların tepesine biniyor. 


Bu arada Harper’a göre finansal istihbaratı ve kontrolü azaltacak herhangi bir reform, politikacıların çok sıcak bakmadığı bir durum. Şu anda IRS’e bildirim yapmak için geçerli olan 10.000 dolar sınırına dikkat çekiyor. Mevcut uygulamada gereklilikler oldukça fazla. Bir yıl içerisinde birinden 10.000 dolardan daha fazla nakit gelir elde eden bir mülk sahibi, araba satıcısı bunu bildirmek durumunda. 


Ancak bu konuda yaptırımlar çok yetersiz kaldığı için gereksinimler absürt ve etkisiz görülmeye başlandı. Harper, “10.000 dolar barajı 1972’de getirilmiş. Enflasyona bakıldığında bu günkü değerin 70-80.000 dolar olması lazım. Bu kadar parayı kullanan biri şüpheli midir? Katılmıyorum ama mantığı anlayabiliyorum” diyor. 


“Ama 10.000 dolar mı? Maalesef bugün en ufak inşaat işi yaptırsanız zaten bu kadar tutuyor.”


Harper bu durumu düzeltmek için atılacak adımların politik düzlemde rahatsızlık oluşturabileceğini vurguluyor. Harper, “Bu konuyu açarsanız birçok başka konu da ortalığa saçılabilir.” Bankalar bazı maliyetlere kapanıyor olsalar da bürokrasiyi azaltmanın kendilerine bir faydası olmadığını düşünüyorlar çünkü bu durumun ellerini daha güçsüz gösterebileceğini düşünüyorlar. 


AML’in etkilerinin ne olduğunu ortaya koymaya çalışan bazı çalışmalar da söz konusu. Bu alanda teknolojik gelişmeler, içine düştüğümüz çıkmazı çözümlememize yardımcı olabilir. Consilient adlı bir girişim kredi kartı şirketlerinin sahtekarlığı önlemede kullandıkları makine öğrenmesi temelli AML araçların benzerlerini bankalar için de geliştirmeye çalışıyor. Şirketin geliştirdiği birleştirilmiş veri modeli müşteri bilgilerinin bankalar dışında paylaşılmasının önüne geçerek artık çağ dışı kalmış SAR sisteminin yerini alma potansiyeline sahip.


Elbette son bir teknolojik seçenek daha var: mevcut finansal sistemi terk edip kripto para veya benzeri bir sisteme geçmek. FinCEN’in kripto karıştırıcı Tornado Cash’e karşı hamlesi bu tür bir ihtimalin azaldığının göstergesi. Diğer yandan merkeziyetsizliğe dair ihtiyaç da git gide artıyor. 


Kapa para aklamayı önlemeye dair kuralların sistemi tamamen domine etmeden kriptonun bu alanda etkisi artar mı bilinmez. Harper sistemde yaşanacak bir kilitlenmensin ciddi sosyal sıkıntıları doğurmasından korkuyor.


Harper, “Bütünsel bir finansal istihbarat toplumun da tamamen kontrol altına alınmasına neden olabilir” diyor ve ekliyor, “Bu pek de iyi bir toplumsal yapı oluşturmaz.”



Günün Gelişmeleri İçin E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize abone olarak onaylamış ve CoinDesk Türkiye ürün ve hizmetleri için iletişim kurulmasına izin vermiş olursunuz.


YASAL UYARI

Bu sitede yer alan yatırım bilgisi, yorum ve tavsiyeler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, yetkili kuruluşlar tarafından kişilerin risk ve getiri tercihlerini dikkate alarak, kişiye özel olarak sunulmaktadır. Bu sitede veya e-bültenlerimiz kapsamındaki sözel, yazılı ve grafiksel dahil olmak üzere tüm bilgi ve analizler; herhangi bir karara dayanak oluşturması noktasında herhangi bir teminat, garanti oluşturmamakta ve yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla paylaşılmaktadır. Coindesk Türkiye hiçbir şekil ve surette ön onay, ihbar ve ihtara gerek olmaksızın söz konusu bilgileri değiştirebilir veyahut silebilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanarak yatırım kararı vermeniz beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu sitedeki yorumlardan, eksik bilgi ve/veya güncel olmama gibi konularda ortaya çıkabilecek zararlardan Coindesk Türkiye ve çalışanlarının herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

David Z. Morris, CoinDesk'in Baş Insights Köşe Yazarıdır. Fortune, Slate ve Aeon için 2013'ten beri kripto hakkında yazıyor. Bitcoin'in sosyal dinamiklerine bir giriş olan "Bitcoin Sihirlidir" kitabının yazarıdır. O, Iowa Üniversitesi'nden Medya Çalışmaları alanında doktora derecesine sahip eski bir akademik teknoloji sosyoloğudur.

Twitter'da Takip Et:

@david-morris

David Z. Morris, CoinDesk'in Baş Insights Köşe Yazarıdır. Fortune, Slate ve Aeon için 2013'ten beri kripto hakkında yazıyor. Bitcoin'in sosyal dinamiklerine bir giriş olan "Bitcoin Sihirlidir" kitabının yazarıdır. O, Iowa Üniversitesi'nden Medya Çalışmaları alanında doktora derecesine sahip eski bir akademik teknoloji sosyoloğudur.

Twitter'da Takip Et:

@david-morris

Fiyatları İncele

Trend Haberler

Kategoriler

Yazarlar

Piyasalar

Şirketler

E-Bülten

Politika

Teknoloji

Kripto Paralar

Hakkında

Hakkında

Kişisel Verileri Koruma Kanunu

Künye

Çerez Politikası

Reklam Verin

KVKK Başvuru Formu

İletişim

Kişisel Verileri Saklama ve İmha Politikası


Yasal Uyarı: Bu sitede yer alan yatırım bilgisi, yorum ve tavsiyeler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, yetkili kuruluşlar tarafından kişilerin risk ve getiri tercihlerini dikkate alarak, kişiye özel olarak sunulmaktadır. Bu sitede veya e-bültenlerimiz kapsamındaki sözel, yazılı ve grafiksel dahil olmak üzere tüm bilgi ve analizler; herhangi bir karara dayanak oluşturması noktasında herhangi bir teminat, garanti oluşturmamakta ve yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla paylaşılmaktadır. Coindesk Türkiye hiçbir şekil ve surette ön onay, ihbar ve ihtara gerek olmaksızın söz konusu bilgileri değiştirebilir veyahut silebilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanarak yatırım kararı vermeniz beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Bu sitedeki yorumlardan, eksik bilgi ve/veya güncel olmama gibi konularda ortaya çıkabilecek zararlardan Coindesk Türkiye ve çalışanlarının herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

@2022 CoinDesk